Büyü
Tarih: 2009 Kategori: Büyü nedir, Büyücülük Nedir, Nasıl yapılır, Büyünün Tarihi, Şeytan, Kimlere Tutmaz, Muska ne işe yarar, Buyu nasıl bozulur, Nasıl anlaşılır, Çeşitleri nelerdir, Büyüden korunma yolları nelerdir | Yorum yok24Şub
Büyü ince, gizli ve anlasılması güç olaydır. Hakikatle hayalin karısımı olup seri tariflerden biri de, insanın direkt olarak vücudunu, gözünü veya aklını etkilemesidir. Esası ilimdir, elektrik ve atom ilmi gibi. Bu ilmin kötüye kullanılması, atomun enerjiye degilde, bir sehre atılması gibidir. lstemedigini yaptırmaya, iradenin zaman zaman elinden alınmasıdır. Bu bilgilerin kötüye kullanılması büyü olur. insanlar büyüden korkarlar, sebebi ise niteliginin kendileri tarafından bilinmemesidir. gizliliklerinin bilinmesiyle, büyü büyü olmaktan çıkar.
Hal böyle olunca büyüde bes unsur gözükür;
Büyücü,
Büyü,
Büyüyü yaptıran,
Büyüye hizmetçi (hadım),
Büyücü ile hadım arasındakı hadımler (cinler) dir.
Bunu yaptıranlar haset ve kinlerini hileli yola basvurarak almaya çalısırlar. Bu ağır ve kötü etki, büyü yapılanı simsek çarpmısa benzetebiliriz. Yine büyü yapmak için, biber, nal, toprak, kasık, çiçek, yiyecek, akla gelebilecek hersey kullanılır. Bütün bunlar Allah’ın takdiri, izni ve mutlak bilgisi dahilindedir. Allah izin vermedikçe, büyü ile kimse kimseye zarar veremez. Yüzlerce büyü yapılır, izin verileni kul için bir ıbtıla, imtihan, günahların tekfiri,makamın yükselmesi gibi birçok hikmetleri üzerinde tasır. Fakat insanın acelecı olması, hikmetlerdeki bilgisizligi, imtıhanı kaybettirebilir.
Büyünün çesitleri; Büyünün birçok çesitleri ile karsı karsıyayız. Her çesidin sıfatları vardır. Bunları bır kaç gurupda toplamak mümkündür.
Cezalandırmak,
Öldürmek,
Baglamak,
Emre almak,
Ara açmak,
Düsmanlıgı saglamak için yapılan büyülerdir.
Yapılıs sekline göre; basit, mürekkeb, meziç.
Tesirlerine göre; lazım, mueaddı, topraga gömülen, mektup, serpilen, içirilen, yedirilen gibi büyücünün takip ettigi metod veya arz ve talebe göre büyü yapmalar.
Bazende insanın giydigi kullandıgı ele geçirilerek kötü büyüler veya tırnak deri parçası saçları kullanılarak korkunç büyüler yapılır. Evlenmek istedigi kıza kendısını kabul ettiremeyen kisinin, o kızın evlenmemesi, evde kalması için yapılan evlilikten soguma büyüsü gibi.
Hoca diye bilinen üfürükçü, falcı, cinci ve sihirbazların belirtileri; Yüzlerinin nursuzlugu, siyahlıgı, karanlıgı, biraz dikkatle bakıldıgında belli olur.
* Hastanın ve annesinin ismini sorarlar. Resmi dairelerde, hatta ahirette baba ismi sorulurken, neden hep baba degil de anne?
* Hastanın elbiselerinden (mendil,resim iç çamasırı v.s.) isterler.
* Anlasılmayan tılsım, resim, rakam ve yıldızların isimlerini yazarlar.
* Manası belli olmayan tılsım ve azimetleri okurlar.
* Bardaktaki suya bakıp huddam (ci) çagırırlar, bilgi verirler.
* Aleni veya gizli cin ulularından yardım ister veya kurban keserler.
* Küfrü, sirki ileri olanlar, kendilerine gelenlerin ismini ve ziyaret sebebini belirtirler.
* Sonra da bu keramet addedilir. Necis bir seyle ayetleri ters yazıp cinlerden yardım beklerler.
* Yazdıkları muskanın denize atilmasini, yakilmasini veya topraga gömülmesini isterler.
* Hastanın yıldızını ve dogum tarihini sorarlar. Halbuki yıldızlar ancak semanın zineti ve seytanların recmi için teshir edilmistir.
* Daha önceden hazırladıkları muskayı, büyüyü, hastaya yapılan büyü oldugu, cinlerin huddamların getirdigini iddia ederler.
* Bazende önceki ziyaretlerden kisinin adının ve annesinin adının bilinmesinden cinlerini, seytanlarını ona musallat edip, tekrar ziyaretini temine çalısırlar.
* Dini, akademik seviyeleri olmadıgı için, fatiha suresini tam okuyamazlar. Hilelerine el çabuklugu ve bazı kimyasal maddeleri de ilâve ederler.
Büyü nedir?
Cincilerin, uzaylıların, ruh çağıranların (ruhçuların), büyücülerin, falcıların, sahte mehdilerin, sözde şeyhlerin moda olduğu günümüzde, yanıltılan ve aldatılan masum insanların bilgilendirilmesi amacıyla bu makale hazırlanmıştır.
Olayın gerçeğini farkettirebilmek için öncelikle CİN konusunu açıklamamız gerekmektedir.
CİN adı geçtiği zaman, genelde hepimizin içine düştüğü büyük bir yanılgı vardır!.. Hemen aklımıza, kısa boylu, ayakları ters, kulakları uzunca, gözbebekleri dikine, seri hareket edebilen, her kılıkta görünebilen varlıklar gelir… Ya da beyninde belirli bozuklukları olan kişilerin görmüş olduğu halüsünasyonlar.
Bu konuda yapılan en büyük yanlış, önyargılı yaklaşımla, CİN kelimesi duyulduğunda ya hemen inkâr edilmesi, ya da gerçekle ilgisi olmayan yorumlar yapılmasıdır!.. Oysa dün bilimsel değil diye inkâr edilen birçok şeyin, ilim ve tekniğin ilerlemesiyle bugün bilimsel bir gerçek haline geldiğini hatırdan çıkarmamak gerekir.
Peki işin hakikatı nedir?..
Evrende var olan tüm varlıklar-canlılar kuantsal kökenli olup; bir kısmı da mikrodalga yapılı türe dönüşmüştür!.. Ve dahi bunların bir kısmı geçici bir süre için moleküler boyutta, yani madde alemi denen boyutumuzda yaşamaktadırlar…
Çağdaş verilerle değerlendirebildiğimiz bu katmanlar ve boyutlar İSLÂM’ın Kudsal Kitabı Kur’ân’da mûcize olarak 1400 küsur sene öncesinde şöyle açıklanmıştır:
Kuantsal kökenli bilinçli varlıklar… Nurani olanlar… MELEKLER!.
Mikrodalga kökenli bilinçli varlıklar… Ateş yapılar… CİNLER!.
Moleküler kökenli bilinçli varlıklar… Biyolojik bedenliler… İNSANLAR!.
Bunların her biri yaşadıkları boyutun kapsamı ve gücü itibariyle diğerini istediği gibi yönlendirebilecek güce sahiptir.
Şöyle ki… Kuantsal köken melekler, hem cinler ve hem de insanlar üzerinde etkileme mekanizmasına sahipken; cinler, insanları bir dereceye kadar yönlendirmede yeteneklidirler.
Konumuz dışında kalan melekler bahsini bir yana bırakırsak…
CİNLER, Kur’ân anlatımıyla MA’RIC ve SEMUM ATEŞTEN, Yani biyolojik bedene tesir edip, radyasyon zehirlenmesi meydana getiren mikrodalga bedene sahiptirler…
Bizim âhiret âlemi dediğimiz, ruhlar âlemi denilen, berzah âlemi denilen âlemler hep aynı mikrodalga boyut olup; insan ruhları dahi gerçekte mikrodalga bedenlerdir.
İnsan beyni mikrovolt cinsinden elektrik ihtiva eder; ve tüm beden aldığı gıdalardan oluşan biyoelektrik enerjiyle çalışarak beynin biyoelektrik ihtiyacını karşılar. Beyin de bu biyoelektrik enerjiyi değerlendirerek fonksiyonlarını yerine getirir; bu arada da geçmişte ruh adı verilmiş olan mikrodalga bedenini üreterek tüm verilerini mikrodalga beyne yükler!..
İnsan beyni, her an, gerek beş duyu yoluyla ve gerekse de başka dalga boylarından ve uzaydan gelen sayısız dalgaları değerlendirme yoluyla yaşamını sürdürür; ve bu arada da hem dışa mikrodalga bilinç dalgaları yayar, hem de mikrodalga bedenine yani ruhuna yükler!.
İnsan bilincinde ya da bedeninde etkili olan tüm tesirler üçe ayrılır:
1. MELEK kökenli astrolojik etkiler…
2. CİN kökenli mikrodalga impalslar…
3. İNSAN beyinlerinin yaydığı yaygın veya yönlendirilmiş dalgalar…
Bunlardan birincisi gene konumuz dışında olduğu için onu bir yana bırakıp, 2. ve 3. tür dalgaların etkileri üzerinde duralım…
İnsanlar yeryüzünde boy göstermeden önce, dünyanın oluşum evresinden başlayan bir biçimde dünyada mikrodalga bedenli cinler yaşamaktaydı ki, dünya ısısı ve ateşi onlar için bir şey ifade etmemekteydi.
Daha sonra İnsan yeryüzünde varolunca, bilinçli bir varlık olan insanın evrensel bazı gerçekleri farketmesini hazmedemediler. Bu olayda önderleri Azazil isimli CİN idi!.. Azazil isimli CİN ve ona uyan tüm cin nesilleri tafsilatı AKIL ve İMAN isimli kitapta anlatılan bir olaydan sonra ŞEYTAN diye anıldılar ve insanlara düşman oldular!..
İşte bu şeytan diye bilinen tüm cinler, nesiller boyudur, insanlara birşeyler kazandırma bahanesiyle, onlara çeşitli yanlış fikirler ilka ederek saptırırlar!.. Akıl hastası haline getirirler!..
…EY CİN TOPLULUĞU İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ. (6-128)
Âyeti bu gerçeği vurgular… Cinlerle bilerek ilişkide olanların ölüm ötesi yaşamdaki halleri ise şu âyette açıklanmaktadır:
İNSANLARDAN ONLARI DOST EDİNENLER DE: -RABBİMİZ BİZ BİRBİRİMİZDEN FAYDALANDIK VE BİZİM İÇİN TAKDİR EDİLEN VAKTE ULAŞTIK DERLER… ALLÂH: YERİNİZ ATEŞTİR!.. ALLÂH’IN DİLEDİKLERİ DIŞINDAKİLER EBEDİ ORADA KALICIDIRLAR (6/128)
CİNLERİN temel amacı insanları Kur’ân öğretisinden saptırmak, böylece imandan etmektir!..
CİNLER, ilişkide oldukları her insanı; ve onlar aracılığıyla tüm uyanları ele geçirip, İSLÂM inanç sisteminden uzaklaştırmaya çalışırlar…
İnsanları genelde küçük yaşlarda kandırıp ele geçiren CİNLER, ya İSLÂM’ı kullanarak bu işi gerçekleştirirler; ya İslâm dışı yolları empoze ederek!..
Kişiyi ele geçirmeleri genelde şu iki yoldan biriyledir: Eline kalem almış kişiye kendi iradesi dışında yazı yazdırarak… Veya geçmişte yaşamış din büyüklerinin kisvesine bürünmek suretiyle rüya veya yakaza halinde görünerek!..
Önce bu kişiye büyük âlim veya veli olacağı bildirilir; sonra da artık o kişinin saflık derecesine göre zamanın kutbu, gavsı, en büyüğü, insanlığın kurtarıcısı, hatta MEHDİ veya RESÛL olduğu yutturulur!..
Bu arada çevresine toplananların da rüyalarına girilmek ya da geçmiş veya geleceklerine ait bir şeyler bildirilerek topluluklar oluşturulmaya çalışılır… Böylece, CİNLERİN kulu olmuş ve o kişi, artık kendini devrin en büyüğü, insanlığın kurtarıcısı, MEHDİ sanmaktadır!.. Bugün Türkiye’de sayısız insan, bilgisizlik yüzünden, kendini MEHDİ ya da GAVS sanan, oysa CİNLERİN elinde oyuncak olmuş kişilerin, peşinde koşmaktadır…
Bu CİNLERDEN bazıları da kendini mevlânânın ruhu diye tanıtarak insanları etki altına almaktadırlar!.. Onlara kitaplar yazdırmaktadırlar…
MEDYUM, aracı demektir; bilgisizlik yüzünden, ruhlarla görüştüğünü sanan kişilere denir!.. CİNCİ ayrıdır, medyum ayrıdır!..
Bu durum dünyanın her yanında da böyledir!.. Bugün kendini mesih ya da resul veya mehdi gören sayısız insan farkında olmadan insanları cinlere kul-köle hale getirmişlerdir. Batı dünyasında bizim CİN dediğimiz varlıklar şeytan veya ruh ya da hayalet diye bilinirler!..
Bugün Türkiye’de başta İstanbul ve Ankara olmak üzere neredeyse hemen her şehir veya kasabada kendini MEHDİ veya gavs ya da kurtarıcı olarak sanan pekçok aldanmış insan mevcuttur!.. Ve düşünün ki sadece Türkiye’dekiler bu kadar çoktur!.. Buna bir de diğer ülkelerdekini ekleyin!..
Bunun dışında bir de İslâm Dışı yollarla insanları kendilerine tabi hale getiren CİN toplulukları vardır… Bunlar da kendilerinin UZAYLI olduklarını iddia ederek insanları kandırmaktadırlar!..
UZAYLILAR diye kendilerini kandıran CİNLERE tabi olanlar da, İSLÂM dininin hükmünün bittiğine; Hazreti MUHAMMED’İN CİN OLDUĞUNA; ALLÂH’IN BEDENLENMİŞ olarak bir gezegende yaşamakta olduğuna inanmaktadırlar!..
CİNLER, günümüzde yoğun bir şekilde İSLÂM DIŞI BİR İNANIŞ OLAN REENKARNASYON, YANİ YENİDEN BİR BEDENE BÜRÜNEREK DÜNYAYA GERİ GELME fikrini aşılamaya çalışmaktadırlar…
Oysa Kur’ân’da Mü’minun sûresi 99-100. Âyetleri bu olayda kesinlikle reddetmektedir:
Nihayet onların her birine ölüm geldiğinde:
Rabbim beni (dünyaya) geri gönder!.. Ta ki boşa geçirdiğim yaşamımı orada bıraktıklarımla, yararlı fiillerle değerlendireyim… der… ASLA!.. BU DİYENİN GEÇERSİZ GÖRÜŞÜDÜR!.. ONLARIN ARDINDA BA’S GÜNÜNE (mahşere) KADAR SÜRECEK KABİR ÂLEMİ VARDIR!.. SUR’a üflendiğinde aralarında ne soysopluk vardır, ne de bir soranlar!..
Hangi yoldan olursa olsun cinlerle ilişkisi olanların çoğunda görülen ortak özellik tebliğlerin veya âyetlerin (!!!) mutlaka elle yazılarak çoğaltılmasıdır!.. Ki bu yazım, yazanın beyninde o cinin frekansına uygun bir açılım oluşturmaktadır.
Cinlerin insan beynini mikrodalga impalslar yollayarak etkileme yolları dışında, bir nesneyi hareket ettirme veya yakma gibi özellikleri de vardır.
Türkiye’de ve DÜNYADA bu konuda TEK KAYNAK olarak ilk baskısı 1972’de yapılıp halen 10. Baskısı yayınlanmış olan RUH İNSAN CİN isimli kitapta çok detaylı bir şekilde açıklanan konunun, bu broşür boyutunda elbette daha fazla açıklanması mümkün değildir… Onun için bazı satır başları ile uyarılarımıza devam edelim:
CİNLERLE ne tür ilişkide olunursa olunsun, insanlar sonunda kesinlikle bundan büyük zarar görürler!.. Çünkü öğrettikleri arasında mutlaka Hz. MUHAMMED kökenli İSLÂM öğretisine ters düşen saptırıcı bilgiler yerleşmiştir!..
CİNLERLE ilişkide olanlarda mantıksal bütünlük yoktur!.. Yaptıkları konuşmalarda, başta söylediklerine sonra ters düşerler!.. Çelişkili konuşurlar!.. Genelde çok asabidirler!.. İtiraz gördüklerinde şiddetle parlarlar!.. Yalanları çoktur!.. Kendilerini daima büyük görüp, olabildiğince güçlü göstermeye çalışırlar!..
BÜYÜ konusuna gelince…
BÜYÜ, genelde cinler aracılığıyla yapılmaktadır…
Çok özel olarak, güçlü beyinlerin direkt yönlendirilmiş dalgalarıyla da gerçekleştirilebilmektedir!..
BÜYÜ, kişinin bilinci ve iradesi dışında, herhangi bir konuda, istemediği işi yapmaya elinde olmayarak zorlanmasıdır!.. Ve İSLÂM DİNİ mensuplarına kesinlikle BÜYÜ YAPMAK HARAMDIR!..
Eğer yukarıdaki anlamı iyi anladıysak; görürüz ki, karı-koca veya başkaları arasında sevgi oluşturmak için yapılan tüm çalışmalar veya muska yapmalar dahi BÜYÜDÜR; değil ki ara açmak için yapılanlar!..
İSLÂM’da DUÂ SERBESTTİR; BÜYÜ HARAMDIR!..
DUÂ kişinin talebidir; BÜYÜ muhataba isteği ve iradesi dışı istemediğini yaptırmaktır!..
CİNCİLERİN, cinlerden haber alma dışındaki tüm faaliyetleri BÜYÜ yapmadır!.. Yaptıkları, İSLÂM anlayışına göre HARAMDIR!.. BÜYÜ yapan da yaptıran da altında asla kalkamayacağı bir vebalin altına girmektedir; cinler o işi onlara hoş gösterse de!..
CİNCİLER, BÜYÜ yaparken ya da BÜYÜnün tesirini oluşturacak MUSKAYI YAZARKEN çeşitli duâlar okurlar ve böylece bazı cinleri o konuda görev yapmaya davet ederler!.. Ki bu başkasının iradesini zorlamadır; HARAMDIR!..
CİNLERDEN ve BÜYÜDEN KORUNMA yollarına gelince…
Bizim tesbitlerimize göre Kur’ân’da iki tür, korunma sağlayan âyetler vardır… Birincisi pasif korunma âyetleridir ki bunlar Ayetelkürsi, kuleuzüler ve Hasbiyallahu veni’mel vekil ve huve rabbularşıl azim duasıdır… Bunların 41 veya 100’er defa okunmasıyla kişinin çevresinde cinlerden ve kem nazarlardan (negatif beyin dalgalarından) gelecek olan etkilere karşı bir koruyucu kalkan oluşur…
Ancak bir de CİNLERE karşı aktif savunma sağlayan duâ da vardır ki o da şudur:
KORUNMA DUÂSI:
RABBİ İNNİ MESSENİYEŞŞEYTANU BİNUSBİN VE AZAB; RABBİ EUZU BİKE MİN HEMEZATİŞŞEYATİYNİ VE EUZU BİKE RABBİ EN YAHDURUN. VE HİFZAN MİN KÜLLİ ŞEYTANİN MARİD. (Sad: 41 / Mü’minuna: 97-98 Saffat: 7)
Bu duâ kişinin beyninde cinleri son derece sıkan ve hatta yakan dalgalar yayınlanmasına vesile olur… Böylece de o kişiye musallat olan CİNLER o kişiden uzaklaşmak zorunda kalırlar…
İçlerinde sebepsiz sıkıntı duyanlar; BÜYÜ yapıldığından şüphelenenler, cinni yoldan başkalarının kendisini etkilediğini düşünenler bu duâya olayın şiddetine göre sabahları ve geceleri 41 ile 150’şer defa arasında bir sayıyla okumaya devam ederlerse büyük fayda görürler… Çünkü bilebildiğimiz kadarıyla CİNLERE KARŞI TEK SİLAH bu duânın yaymış olduğu beyin dalgalarıdır…
Şayet CİNLİ olduğundan şüphelendiğiniz bir kişi yanında veya birkaç arkadaşınızla bu duâyı içinizdn bir süre okursanız, sonuçlarını görürsünüz…
Bu konuda sıkıntıda olan kişinin yanında birkaç kişi toplanıp da her biri 300’er defa bu duâyı okursa ve arka arkaya üç gün devam edilirse büyük fayda elde edilir… Ayrıca bu dua etme sırasında ortada bulunacak bir suyun beyin dalgalarından içilmesi de yararlı olur.
Ak Büyü
Büyüsel işlemlerin tümü etnik, ahlaksal bir değerlendirmeye tabi tutulduklarından ayrımlar oluşuyor. İlk ayrım Ak ya da olumlu, iyiye yönelik, şifacı büyüdür.
Ak Büyü ile uğraşan kişi temiz ruhlu, iyi niyetli, hatta dindar biri olarak tanınır. Ak ile Kara Büyü ayrımını antik uygarlıklarda Asur ve Babil’ de buluyoruz. MÖ. 1800 yılında Kral Hammurabi Kara Büyüyü yasaklamış, uymayanları ölümle cezalandırmıştır.
Ak Büyünün amacı şifadır, destektir. Yorumlara göre örneğin, aşk büyüsü de bu kategoriye girer ama aslında bu bir çeşit zorlamadır. Ak Büyü ile Kara Büyü arasındaki farklılıklar sadece niyet, amaç ve formüllerle belli olmuyor; kullanılan malzemelerde farklıdır. Ak Büyüde ateş, altın, ayçiçeği, cıva, elma, elmas, fasulye, fildişi, gümüş, horoz, inci, incir, kurşun, kuşkonmaz, portakal, sarımsak, su, süt, sirke, tavuk, tuz, yumurta, zeytinyağı kullanıldığı gibi, Kara Büyüde ceset parçaları, idrar, kan, karga, kedi (kara), kurbağa, kurt kanı, timsah dişleri, toprak (mezarlıktan), tüy (kara tüy) yarasa (gözleri ve kanı) kullanılmaktadır.
Kara Büyü
Nazar değmesi olayını duymayan yoktur herhalde. Bu derece yaygın olan bir inanç karşısında, insanlar etkilenmemek için genellikle nazar boncuğu kullanırlar. Eski Roma hukukunda özel bir yeri olan kem gözle bakarak zarar verme konusu, bugün daha ziyade Ortadoğu ülkelerinde halkın gerçekten inandığı ve önlem almak için muskalar taşıdığı bir illet durumundadır. Kem gözle bakanların dikkatini başka yere çekmek için gözle görülür yere konulan maşallah yazıları, mavi boncuklar, at nalları hangi etkilerden korumaktadır taşıyan kişiyi?…
Gözler, ruhun dış dünyaya açılan penceresi olarak kabul edilir. İdrak edebilen her kişi bakışlarıyla dış dünyayı algılarken, aynı zamanda içinden geçenleri de baktığı objeye yansıtmaktadır. Bu olay, çoğu zaman kişinin kontrolü dışındadır. Baktığı şeye karşı duyduğu hisler, onda bazı isteklerin doğmasına sebep olur ve eğer o anda gerçekleşmesi mümkün değilse, bir doyumsuzluk halinin yarattığı dürtüyle harekete geçen bu düşünce veya istek formları, söz konusu objeye yönelerek onu kuşatır. Bakan kişi bu mekanizmanın farkında olmasa bile olay kendiliğinden işler. Sonunda, tatmin olmamış o istek akımına kapılan cismin etkilenmesi kaçınılmazdır.
Bu cisim, bir başka kişinin malı veya bedeni olabilir. Bu durumda, sahibi olan kişiyle arasındaki hissi bağdan dolayı, çevresinde var olan kendine has psişik atmosferde zoraki dalgalanmalar meydana gelir. Bu dalgalanmalar – eğer bakan kişinin gönderdiği tesire karşı cismin yeterli korunması yoksa – gittikçe şiddetlenir ve sonunda bir zarara sebep olarak durulur. Eğer mala yönelik bir nazar varsa, bazen sahibiyle arasındaki hissi ilişkiden dolayı tesirler maldan sahibine yansıyabilir; veya nazar bir kişinin üzerine yönelmişse, bazen bu tesirler kişinin sevdiği bir eşyasına yansıyarak onun zarar görmesine yol açar.
Nazar yoluyla gelen tesirlere karşı dayanıklı bir korunmaya sahip kişilerde zarara sebep olmadan tesirlerin tarafsızlaştırılması, veya tekniğini bilenlerce nazarı değen kişiye geri yollanması da mümkündür. Korunma için kişinin zihnen dengeli bir durumda olması yeterlidir. Ayrıca, dünyevi arzuları kuvvetli veya gerçekten soğukkanlı düşünen insanlara da nazar tesiri kolay kolay işlemez. Asabi, heyecanlı, fazla iyimser, tedirgin, hasta veya üzüntülü durumda olanlar daha çabuk etkilenirler. İnsanların zihnen dengeli bir durumda olması her zaman mümkün değildir. Bu sebeple, koruyucu tesir atmosferini besleyecek bazı cisimlerden faydalanılır: Göz boncuğu, muska, esmâ gibi. Ayrıca, bunlar sakınılan mallara da iliştirilerek zararın giderilmesine çalışılır.
Nazarı değen kişi, aslında küçük çapta bir kara büyü olayına neden olmaktadır. Kem göz sahibinin tekamül seviyesi düşük ama psişik gücü fazladır; dünyevi istekleri çoktur, maddeye karşı açtır, bencildir, ihtiraslarının esiri olmuştur. Bu özellikleriyle kendisini tatmin etmeye çalışan bir insanın başkalarına zarar vermesi kadar tabii bir şey olamaz. Başkalarına veya çevresine zarar vererek tatmin olan ve beslenen bir varlığın olduğu yerde de kara büyü olayının mekanizması çalışmaya başlar.
Kara büyü terimi belki bazılarımız için başka çağrışımlar yapabilir. Batı dillerindeki Magic, Magie teriminden yaratılan Black Magic, Magie Noire ile eşanlamlıdır. Ama, Maji denilince akla sadece kara büyü gelmemeli. Maji, tradisyonel bilimin getirdiği bir sanattır. İnsanın manen ve maddeten mükemmelleşmesi için yol gösterir. İnsanın mükemmelleşmesi ruhen tekamül etmesiyle mümkün olduğundan, başkalarına ve çevreye zarar vererek bu işin yapılamayacağı aşikârdır.
Maji, aynı zamanda insana, kendisinde ve kâinatta mevcud çeşitli tesirleri kullanma usullerini de göstermektedir. Bu bakımdan, iki tarafı keskin kılıca benzer: Bu sanata vakıf olan kişinin elinde hem yıkıcıdır hem de yapıcı. Kullanan kişinin hayatı ve kendisini anlayış biçimine göre zarar da verir, fayda da. Tekamül seviyesine göre majisyen, ya karanlık yolu seçer, ya da aydınlık yolu. Tradisyona göre, karanlık yolu seçenlerin Şeytanın peşinden gittikleri, aydınlık yolda olanların ise dinlerle insanlığı uyaran Tanrı’nın emniyeti içinde oldukları söylenir. Bu bakımdan, Maji ile uğraşan herkese kara büyücüdenmez.
Şeytan denilen şey hakkında din kitapları sembolik tarifler yapmıştır. Satan veya Şaitan, insanüstü, habis ve tanrıdan uzak duran bir varlık anlamına gelir. Kötülüğün ve karanlığın efendisi olarak bilinir. İnsanın yaradılış sebebiyle tekâmül etmesi gereğine karşı çıkan ve onu bu yoldan alıkoyan bir kuvvettir. Dolayısıyla insana, onun varlığına düşman olan bir gücü temsil eder. Böylesine yıkıcı ve zararlı nitelikleri olan bir gücün peşinden gitme arzusuna kapılan insanın aslında aptal olması gerekir, diye düşünebiliriz. Ama, bu yönelişin ardında yatan sebepler, bazıları için gayet makul görülmektedir…
İnsanı belirli bir yola iten şey, istekleriyle ilgilidir. Bu dünyada yaşadığı sürece zengin, şöhretli, genç, güçlü ve istediğini elde edebilen bir kişi olmayı düşleyen herkesin bu yola meyletmesi mümkündür. Zira, Şeytanın yolunu seçenler bunların gerçekleştiğini iddia etmektedir. Tanrı’nın vaadettiği şeyler öbür dünya ile ilgili, üstelik kısa vadede elde edilemeyen, çok zor bir yoldan geçilerek kazanılacak bir takım manevi değerlerden ibaret sayılmaktadır. Diğer yandan, Şeytanın vaadettiği şeyler, bu hayatta elde edilen gözle görülür bir bolluktur. Kestirme yolu benimsemenin en akıllıca iş olduğunu düşünenler için, seçilecek taraf da ortadadır.
Toplumsal pratik içinde kısa yoldan köşe dönmeyi kendisine yaşama ilkesi edinmiş olanların her türlü hinoğluhinliğimubah saymaları (bankerlik olayında olduğu gibi) – bunlar sonunda her ne kadar hüsrana uğrasalar da – konuya uzaktan bir benzetme olabilir. Aslında, meseleyi daha geniş çapta ve teolojik açıdan inceleme imkânımız olsaydı, Şeytancılık akımının insanı nasıl inandırıcı iddialarla yakaladığını ve kişiyi nasıl kandırdığını görürdük. Ama, buna ne yer açısından olanağımız var ne de zaman. Onun için biz şimdilik tarihteki ve günümüzdeki örneklere şöyle bir değinmekle yetineceğiz.
Kara büyü, uygulanan insana zarar verme amacıyla yapılır. Hedef alınan kişinin irade özgürlüğü ve ihtiyaçları hiçe sayılarak, onun istekleri dikkate alınmaksızın arzulanan duruma gelmesi için en tesirli yolun kara büyü olduğuna, dünyevi arzulara kavuşmak ve istendiğince yaşamak için de Şeytanla anlaşmanın gerekli olduğuna inanılır. En kestirme yol olarak görülen bu anlaşma gereğince, devamlı başkalarına ve çevreye zarar verilecektir. Bazı insanların doğuştan böyle bir eğilim içinde oldukları, onların huzur duyabilmelerinin ancak çevresindekilerin huzursuzluğuyla mümkün olabileceği ve bu yüzden devamlı olarak, güçleri yettiğince ortalığı birbirine kattıkları ileri sürülür.
Ayrıca, bu yapıda olan kişilerde karanlığın yolcusu olmak için açık bir davetiye olduğu söylenir. Bunlar – aynı bir radyo alıcısı gibi – ruhsal durumlarından dolayı daima kötü güçleri çekip, kendilerine bir zarar gelmeksizin onları çevrelerine yöneltirler. Bir inanışa göre, bu kişiler daha önceki hayatlarında kara büyücüler arasına karışmış ve Şeytancılığa inisiye olmuş bir geçmişe sahiptirler. Şimdiki hayatlarında da karanlığa çekilmeleri böyle açıklanıyor. Anlaşılan, bu yola bir kere girildi mi, aradan asırlar geçse, hatta beden de değiştirilse, kurulmuş olan bağ kopmuyor.
Kara büyü yapılacak kişiyle büyücü arasında sempatizasyonu sağlayacak bir şeye gerek vardır. Bu şey de mutlaka büyülenecek kişiye ait olmalıdır. İsmi, resmi, devamlı kullandığı veya benzeri bir şey, hangi tür büyü yapılacaksa ona göre kullanılır. Genellikle yalnız ismi kullanarak yapılan talismanik büyünün en güç tutan büyü olduğu, ama bilgili bir büyücü tarafından hazırlanırsa bundan kurtulmanın hiç de kolay olmadığı bilinir. Zira, isimlere uygun düşürülen tesirli sözlerle hazırlanan lerin bozulması için, aynı seviyede bilgili bir ak büyücünün müdahalesi gereklidir…
Büyülerin hazırlanışında bazı şeytani varlıkların yardımına başvurulur. Bunların tasnifi ve hangi işe yaradıkları, büyü kitaplarında uzun uzadıya anlatılmaktadır. Bu varlıklar, aslında belirli bazı fizikötesi tesirlerin sembolik tariflerinden ibarettir. Ancak, büyücü bu tesirleri harekete geçirebilmek için onları isimleriyle çağırmak, yani işler hale gelmeleri için formüllerini tatbik etmek zorundadır. Yanlış bir telaffuz veya yazılış olursa, beklenmedik bir başka tesir ortaya çıkabilir ve sonunda büyücü bundan zarar görebilir. Bu yüzden, talismanik büyü yapılmasının tecrübe ve bilgi gerektiren bir iş olduğu bilinir.
Gene kitaplara göre, bir diğer usul de büyülenecek kişiden alınmış bir şeyi kullanarak onun üzerine yapılan manyetik tesirlerle istenilen sonucu sağlamaktır. Bunun en yaygın şekli, o kişinin balmumundan küçük bir örneğinin içine saç teli, tırnağı veya dışkısı katılarak, meydana gelen heykelciğe saplanan iğneler ve üzerine okunan dualarla yapılanıdır.
Ayrıca, benzeri usullerle hazırlanan muskalar, büyülenecek kişinin giydiği elbisesine gizlice dikilir, yattığı yatağa konur veya evine saklanır. Bir başka usul de, kişinin yemeğine karıştırılan bazı büyülenmiş maddelerin yedirilmesidir. Bunlar genellikle zehirli sıvılar veya tozlardır ve beceriksiz büyücülerin başvurduğu çarelerdir.
Bu konuda yıllarca önce yazılmış kitaplar ve çağdaş yazarlar, kara büyülerin bozulmasının yine ancak bir majisyen (veya ak büyücü) sayesinde mümkün olabileceğini belirtiyorlar. Fakat, bu büyülerin her zaman tutacağı söylenemiyor. Burada iki şey önemli: Kara büyücünün sanatındaki pratik kabiliyeti ve büyülenecek kişinin korunma mekanizmasındaki zayıflık derecesi. Bir büyücü ne kadar güçlü olursa olsun, doğru yoldan sapmayan ve vicdanının sesine uyan, şuuru açılmış bir kimseye hiçbir tesirde bulunamaz. Zaten, tecrübeli bir büyücü böyle bir durumun farkına varırsa derhal işlemden vaz geçer. Çünkü, aksi takdirde, yollayacağı belâ kendi başına musallat olur. Ama, iradesi zayıf ve türlü basitlikler peşinde koşan, nefsine esir olmuş bir insana, en acemi büyücü bile bir tesirde bulunabilir.
Başarılarına göre kara büyücüler, Şeytancılık akımının aktif bir üyesi olmayabilirler. Bunlara göre, tek başına çalışanlar daha ziyade infernal (cehennemî) varlıklarla devamlı ilişki halindedir ve bu yolun ferdi bir yolcusu olarak kalırlar. Hemen hemen hepsinin yaşamı, obsessif tesirler altında kalarak trajediyle sonuçlanmıştır. Çünkü, ilişki kurdukları varlıklar insan soyunun zararına faaliyet gösteren yaratıklardır. Büyücüyü bu maksatla tükenene kadar kullanır ve sonunda onu da helak ederler.
Ama, gizli cemiyetler kurarak aktif bir yardakçı durumunda toplu olarak faaliyet gösteren Şeytancılar, meydana getirdikleri kollektif auraları sayesinde bir ömür boyu arzu ettikleri yaşam biçimini sağlayabilmekteler, veya böyle olduğu zannediliyor. Zira, bunların faaliyetleri son derece gizlidir ve üyeleri toplum içinde kendilerini gayet ustalıkla maskeleyerek tırmanışlarına devam ederler.
Tarihte, bunların açığa çıkarıldığı nadir durumlar vardır. Nazi Almanyasında satanist grupların Hitler’in çevresinde etkili bir rol oynadıkları, Sovyet Rusya’nın harb arşivlerindeki belgelerden ve Birleşik Amerika’nın harb sonrası Almanyasında yaptığı araştırmalardan ortaya çıkarılmıştır. Halen bile, neo-nazist gruplarla satanistler arasında sıkı bir iş birliği olduğu zannedilmektedir.
17. yüzyılda Fransa’da, Paris emniyet müdürü Nicolas de la Reynie tarafından ortaya çıkarılan satanist teşkilatın çalışma şekli, tarihi bir belge niteliğindedir. 1678′de yakalanan bir sahtekârın satanist olduğunu itiraf etmesiyle başlayan olaylar, La Voisin takma ismiyle bilinen falcının evinde bahçeye gömülmüş ikibin kadar çocuk ve cenin artıklarının ortaya çıkarılmasıyla ciddi boyutlara ulaşmıştı. 67 yaşında bir rahip olan Abbe Guibourg, Şeytana yönelik kara ayinlerde bu çocukların boğazını keserek ve hamile kadınların karnını deşerek tapınan satanistlere başkanlık ediyordu.
Olaya karışan diğer rahipler de yakalandığında, bu gizli cemiyetin çeşitli zehirleme ve benzeri yolsuzluklara sebep olduğu anlaşıldı. Yakalananların ifadesiyle, kral 14. Louis’nin metresi Madame de Montespan’ın bu cemiyetin önde gelenlerinden olduğu ortaya çıkarıldı. Montespan – bütün bu işlerin yanı sıra – kralın yemeğine tentürkantarit, kurutulmuş genç horoz husyeleri ve çeşitli afrodizyaklar (şehvet arttırıcı yiyecekler) karıştırdığını itiraf etti.
Yapılan kara ayinlerde, bir çocuğun boğazı kesilerek akan kanı bir kapta toplanıyor ve Asmodeus ile Ashtaroth isimli iki ifritin gelmesi için, can çekişen çocuğun başında dualar okunuyordu. Bundan sonra, sunağın üstüne yatırılan çıplak genç bir kızın üstünden geçen satanistler, sxks âlemini mabedin ortasında sapık ilişkiler kurarak devam ettiriyorlardı. Daha sonra da, şarapla karıştırılan çocuğun kanı ve bazı iç organları, kralın yemeğine konulmak üzere saraya gizlice sokuluyordu.
Fransa’da ortaya çıkarılan bu skandala karışanların arasında bazı devlet adamları da tesbit edilmiştir. Olayın büyük boyutlara ulaşmasıyla kral müdahale etmiş, ama halk tarafından bazı şeylerin duyulması önlenememiştir. Paris’te her gün kaybolan çocuklar, garip şekilde ölen hamile kadınlar ve zehirlenen insanlar yanında, sarayın içindeki entrikalarda da bu teşkilatın parmağı olduğu duyulunca, emniyet müdürü 360 satanisti tutuklamak zorunda kaldı. Bunların çoğu kralın çevresinden olduğu için, sadece 110 kişi cezalandırılmıştı. Montespan da kralın metresi olduğundan, taşrada sürgüne gönderilerek olay kapatıldı.
İngiltere’deki Hell-Fire Clubın kurucuları Francis Dashwood ve John Wilkes hakkında da satanist olduklarına dair söylentiler çıktı. Ama bunlar ispatlanamadı.
19. yüzyılın en meşhur satanisti, Abbé Boullan isminde yine bir Fransızdır. Yirmibeş yaşında rahip olan bu adam, otuzuna geldiğinde Adele Chevalier adında bir rahibeyle ilişki kurarak, Ruhları Arındırma Cemiyeti ismi altında çalışmaya başlamış. Burada güya cinlere uğramış rahibeler ekzorsize ediliyordu (şeytandan kurtarılıyordu). Aslında, çocuk düşürtmeye gelen rahibeler için hazırlanmış bir yer açmışlardı. Daha sonra, Şeytana yönelik ayinler düzenlemeye başladılar ve 1860′da kendi çocuklarından birisini bu ayinde Boullan kurban olarak kullandı.
Daha sonra, gayet dindar bir rahip pozuna bürünerek, Carmel Kilisesi adı altında yeni bir cemiyet kurma girişiminde bulundu. Onsekiz yıl faaliyetini sürdürdükten sonra öldüğünde, Carmel Kilisesi’ne bir mürid gibi sızan iki üyenin (Stanislas de Guaita ve Oswald Wirth) yazdıkları bir kitapta, bütün rezillikler açığa çıkmış oldu. Ayrıca, bu ayinlere katılmış olduğu zannedilen yazar J.-K. Huysmans’ın La bas isimli eserinde de kara büyü ayinleri teferruatlı olarak anlatılmaktadır.
Şeytancılıkla ilgili roman tarzında yazılan iki önemli eser de A.E.W. Mason’ın Prisoner in the Opalı ve D. Wheatley’in The Devil Rides Outıdır. Eleştirmenler bu iki kitabı konunun en ciddi yapıtları olarak görürler.
Günümüzde bilinen iki satanist grup vardır: İngiltere’de Manchester’deki Mancunian Satanistleri, tanrılarının Şeytan olduğunu ilan etmişlerdir. Diğeri ise Amerika’da San Francisco’daki Şeytan Kilisesidir. Ancak, bu iki cemiyet gerçek anlamda Şeytancı değildir, daha ziyade bir gösteriş ve ilgi çekme merkezi olarak kullanılmaktadır. Maksatları, Şeytancılığın hiç de kötü ve karanlık bir yol olmadığını halka inandırmaktan ibarettir…
20. yüzyılın en çok tartışılan konularından birisi de, Aleister Crowley adındaki okültistin satanist olup olmadığı meselesidir. 1875-1947 arasında yaşayan bu İngilizin hayatı ve yazdığı eserler hakkında hâlâ açıklığa kavuşmamış bazı iddialar vardır. Ancak, Crowley’in yolunu takip ettiğini savunan ve onu bir paravan gibi kullanan gizli satanist grupların varlığı bilinmektedir.
Ak Büyünün ve ak büyücünün karşıtı olan Kara Büyü, onu uygulayan ise Kara Büyücüdür. Amacı kötülüktür, zarar vermektir ve cinayete, ölüme kadar gidebilir. Ak Büyücünün tersine Kara Büyücü özverici değil, kibirli ve fırsatçıdır, maddiyata bağlıdır.
Allah’tan nefret eder, doğanın kurallarına karşı gelir ve kendisini yüceltebilmek, güçlerini arttırabilmek için her şeyi yapabilir ve yapar.
Kara Büyü ya şeytanla bağlantılıdır ya da ölü ruhlarla (nekromansi), her ne kadar Hz. Musa’dan başlamak üzere bütün dinler bunu bir sapkınlık sayıp yasakladılarsa da, antik çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp sayesinde geleceği öğrenmeye çalışmak, yani, ölü falını uygulamak oldukça yaygın bir dönemdi. Özellikle Orta Çağ büyücülüğü bununla sık sık beslenmiştir. Orta Çağ tanrı bilimcilerinden Rabano Mauro şöyle yazmıştır; Ölü falına bakanlar, kötü duaları ile ölüleri diriltenler, geleceği öngörüp sorulara cevap vermelerini temin eden kişilerdir. Ölüleri çağırabilmek için ceset kanı gerekiyor, çünkü bu işlemlere yardımcı olan cinler kandan hoşlanırlar.
Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri, uygulamaları ile Kara Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. Belki de en gerçek ve bu yüzden en tehlikeli büyüdür. Şeytan’ın, kötü ruhların büyüsüdür ve işlemlerinde ayinlerinde kaz kullanır, kurban keser.
Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan, önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce ye çevrilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir Kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.
Kırmızı Büyünün çeşitleri arasında önemlisi, merkezi Haiti olan, oradaki yerliler ve melezler tarafından uygulanan Vudu (Voodoo) dur. Kökenleri, Afrika’nın totemlere dayalı inançlarına bağlıdır. Vudu Büyücülüğünde düzenlenen ayinlerde dansların, müziğini kendinden geçmelerin, kurban edilen hayvanların (kaz, horoz, kara keçi) nedeni ve amacı adları Loas olan bazı ilkel güçleri (ölü ruhları) harekete geçirmektir. Trans haline geçen vudu rahibeleri, birer medyum gibi hareket ederek bu güçlere teslim olurlar. Vudu’ya benzer bir uygulamaya Brezilya yerlilerinin Macumba (Makumba) törenlerinde rastlarız.
Macumba, temelde cxnsel büyücülüğe bağlıdır, erxtizmi boldur. Vudu ayinleri daha çok mezarlarda yer alırken, Macumba için mekan olarak açık alanlar ya da ormanlar tercih edilir.
Vudu’nun çok konuşulan fakat kanıtlanmayan ve fantastik olarak görünen bir tarafı ise, Zombiler’dir, ya da yaşayan ölüler (Zombi: mezardan çıkma). Kara büyüsel işlemlerle, hipnoz ve telkin yolu ile diriltildiği söylenen bu hareket halinde cesetlerin ruhsuz olduğu söylenir. Bir Zombi’nin kumanda edilmesi, yönlendirilmesi onu o hale sokan Kara Büyücünün işidir.
Papaz Büyüsü
Meseleye bu zaviyeden bakılınca görülecektir ki, kimisi büyüyü meslek edinmiş, sihir yapıyor ve küfre giriyor; kimisi de farkına varmadan -hâşâ ve kellâ- Allah’ın gücü ve kuvveti yerine farklı güçler ve kuvvetler farz ediyor, büyü yaptırmak ya da bozdurmak için kapı kapı dolaşıyor ve küfürle karşı karşıya geliyor. Sanki –hâşâ- Allah onların yapacağı sihrin önünü alamazmış gibi düşünüyor. Dolayısıyla, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edeceğine bir büyücüden başka bir büyücüye, ondan da bir başkasına koşuyor. Böylece, kesret-i kıble (aynı anda pek çok kapıya yönelme) fâsid dairesi içine düşüyor. Bir ona bir buna yöneliyor ve itikadı tamamen sarsıldığı için de hiç kimse onun derdine derman olamıyor.
İşin vahim bir yanı da, büyü vasıtasıyla insanların korkutulması ve üzerlerinde psikolojik baskı kurulmasıdır. Asırlar önce Firavunların müracaat ettiği ve Kabalistlerin de çokça kullandığı bu metodla adeta iradeler felç edilmekte; insanlar hem o türlü şeylerle oyalanarak hayır yollarından uzaklaştırılmakta hem de sömürülmektedirler. Mesela, papaz büyüsü olarak bilinen meşhur sihir çeşidi böyle bir psikolojik silah ve propaganda vasıtasıdır. En tehlikeli büyü çeşidi olarak anlatılan, sonu gelmeyen mübalağalarla çok korkunç gösterilen ve çoğu zaman ancak bir papaz tarafından çözülebileceği iddia edilen papaz büyüsü günümüzde de cahil insanları psikolojik baskı altına alan korku faktörlerinden biridir. Dilden dile aktarılırken bir heyulaya dönüşen ve bir yönüyle Aman o adamlarla iyi geçinin, sakın onları kızdırmayın; papaz büyüsü yaparlarsa bir daha kolunuzu bile kaldıramazsınız manasına da gelen söylentiler sinsi bir oyunun parçasıdır. Maalesef, sayıları az da olsa, cami gölgesinde büyüyen fakat kilise çatısı altında papazdan medet uman ve ona büyü çözdürmek için sıra bekleyen kimselerin varlığı da –şerirlerin lehine– bu oyunun tuttuğunu göstermektedir.
Milletin akîdesiyle nasıl oynandığını, dinin hüviyet-i asliyesinin bozulması için ne denli gayret edildiğini ve hurafelerin ne şekilde inanç yerine konduğunu görmek için medyumlara ve onlara rağbet edenlere bakmak da yeterli olsa gerek. Öyle insanlar var ki, Allah’a, Peygamber’e, dine ve diyanete inanmıyorlar; fakat, bir genel müdürlüğe gelip gelemeyeceklerini, bir koltuk kapıp kapamayacaklarını öğrenme ümidiyle medyumlara danışıyorlar. Ülkemiz ve milletimiz için hayatî ehemmiyeti olan bir kurumun üst seviyedeki bir temsilcisi bile daha yukarıdaki bir basamağa çıkıp çıkamayacağını öğrenme niyetiyle medyumun huzuruna (!) koşuyor. Ve zannediyorum bu insanlar, hayatlarında bir kere olsun, kâinatta en büyük hakikat olan Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlullah hakikatine kendi azameti ölçüsünde inanmamışlar. Medyuma inandıkları kadar dahi Allah’a inanmamış zavallı insanlar…
Meselenin çok acı ve pek acayip bir yanı da şudur ki; bir yerde din ve diyanet kendi çerçevesinde doğru bir şekilde anlatılınca, ona dinî propaganda diyorlar ve mani olmaya çalışıyorlar. Fakat, medyumundan müneccimine, büyücüsünden üfürükçüsüne kadar bir sürü hîlebâz için her türlü imkanı seferber ediyor; televizyon kanallarını onlara açıyor, gazete sayfalarını onların haberleriyle dolduruyor ve o türlü insanları birer meşhur yıldız haline getirerek herkesin onlara koşup müracaat etmesine zemin hazırlıyorlar.. ve böylece, koskocaman bir millet ateşe koşan pervaneler gibi kendini alevlerin içine atıyor.
Etiketler: Ara açmak, Baglamak, basit büyü, Büyü Nedir, Büyü olduğu nasıl anlaşılır, Büyüden korunma için ne yapmalı, Büyünün çesitleri, Büyünun çeşitleri nelerdir, Cezalandırmak, Düsmanlıgı saglamak, Emre almak, evde kalma büyüsü, evlilikten soğutma büyüsü, içirilen büyü, korkunç büyüler, kuantsal köken, lazım büyüler, mektup büyüleri, meziç büyüler, mueaddı buyu, mürekkeb buyuler, öldürmek, ruh çağıran, sahte mehdi, serpilen buyuler, topraga gömülen, yedirilen büyü



Yorum yap
Yorum yapmak için Giriş yapmalısınız.