Parapsikoloji

Parapsikoloji nedir?

Parapsikoloji, klinik bulgularla ölçümlenebilen psişik fenomenlerin dışında kalan alan üzerinde araştırma yapan bir bilim dalıdır. Günümüz Parapsikolojisi, modern psikoloji ve modern tıbbın verileriyle, doğu bilgeliğinin verileri arasında köprü oluşturan bağımsız bir bilim dalıdır. Bizler, dünya beşeri olarak; genellikle fizik yapımız üzerinde durmuş, ruhsal yanımızı tamamen gözardı etmişizdir. Oysa, biyolojik yapıda ortaya çıkan her türlü aksaklık, bugüne kadar gözardı ettiğimiz ruhsal yapıdan gelmektedir.

İnsan, Ruh ve Madde ikilisinden olusmus bir yapıdır. O halde bireyi incelerken, ruhsal yanını da dikkate almak zorundayız. Yüzyıllar boyu gelişen bilim, sadece madde dünyasının uygulamalarını, etkilerini ve özelliklerini incelemekle yetinip, bireyin içsel yapısından sürekli kaçtı. Fakat son 50 yılda bilimin kısırlığı anlaşıldı ve içe dönülmeye başlandı.

İste bu yeni anlayışla yapılan araştırmalar ve deneyler, evrende fizik, kimya ve biyolojinin ortaya koyduğundan başka ilke ve yasaların varlığını da göstermiştir. Bizler, dışımızdan gelen bilgilerin algılanmasında, yalnızca beş duyumuzun araç olduğu fikrine kendimizi alıştırmışız. Eğer bu anlayışı günlük, yalınç yaşam içerisinde değerlendirirsek doğrudur. Fakat, kimi koşullarda bu yeterli olmamaktadır. Yani, kimi algılarımızı başka duyumuzla da yaptığımız oluyor. İste, son yıllarda kuşkulandığımız bu duyumuzun varlığını, bilim kanıtlamış bulunuyor. Bu, ‘altıncı duyu’ dediğimiz olgudur.

Dış dünyayı algılarken; bilerek ya da bilmeyerek, zaman zaman beş duyumuzdan farklı bir duyumuzu da kullanıyoruz. Hatta kimi nadir kişiler bu duyusunu o derece kontrol altında bulundurabiliyor ki, onu istediği zaman istediği amaçlarla kullanabiliyor. İste, herhangi bir organla çalışmayan, bilinen duyulardan farklı ve insanın dış dünyayı algılama yeteneğine kısaca, Duyular Dışı İdrak (DDİ) ya da Duyular Dışı Algılama (DDA) ya da duyu görü diyoruz.

Ancak halk arasında bunların tümüne, “altıncı duyu” demek, adet olmustur. Bugün bu olguyu, “parapsikoloji” adı altında incelemekteyiz. “parapsikoloji” sözcügü, (para: yanında, ötesinde, psychische: ruh anlamına gelmektedir) Oesterreich tarafindan ortaya konmustur. Ancak, kimi bilgilere göre de, Dr. Rhine’nin hem D. D. I terimini, hem de “parapsikoloji” deyimi ortaya koyduğu söylenmektedir.

Prof. Rhine, 1930’larda başlamak üzere; A. B. D. ‘de Duke Üniversitesi’nde parapsikoloji okutmuştur. Parapsikoloji, klasik Psikolojinin sınırları ötesinde fenomenleri inceleyen bir araştırma dalıdır. California’daki J. F. Kennedy Üniversitesi’nin parapsikoloji bölümünün tanımına göre: Parapisikoloji, tüm canlılar ve bunların çevresi arasındaki belirli etkilerin, bilimsel olarak incelenmesidir.

Bu alanda yapılan çalışmalarda hemen herkeste 6-7 ve daha fazla duyuların varlığını ortaya koymuştur. Fakat bunların varlığından pek az kim senin haberi vardır. D. D. İ’ nin doğasında hem kendiliğindenlik, hem de beklenmediklik vardır. Farkında olsak da olmasak da, doğuştan getirdiğimiz bu yetenek, hay vanlarda da bizde de vardır.

Bunlardan:
– Telepati
– Durugörü
– Duruişiti – Ipnoz
– Psikometri
– Psikokinezi / Telekinezi
– Derma Optik Algılama
– Radyestezi
– Beşeri Aura
– Medyumluk
– Ruhsal Şifa
– Obsesyon
– Beşeri Aura
– Neştersiz ameliyatlar
– Ekminezi
– Nazar
– Poltergeist (eşyaların hareketleri / tekinsizlik)
gibi bazılarını, bundan sonraki yazıları mızda sizlere sunmaya çalışacağız.

Şurası muhakkak ki, günümüzün maddeci bilimi, parapsikolojiye fizik ötesini de bilimsel bir açıklama getirememektedir. Bakış açısı, olaylara yaklaşım anlayışı değismediği sürece de, bunu başarabileceğini pek sanmıyoruz. Elimizdeki bilgilerle açıklayamadıklarımızı inkar etmek ya da dudak büküp geçmek, gerçekte bilimselliğe de ters düşen bir tutum olmaktadır. Ancak gerçek anlamda özgür düsünceli, bilginin son suzluğuna inanan kimselerin yapması gereken; geçmişe dönerek, o zamanın olaylarını, o zaman olağan dışı kabul edilen olayları inceleyerek bir fikre varmaktır.

T. Edison elektrik ampulünü bul duğunda bütün uzmanlar kendisiyle alay etmişlerdi.
Prof. A. Bickerton, aya gitmeyi sersemce bir fikir olarak niteliyordu. Clarke bile, 1947 yılında; dünya insanın Ay’a ayak basması için en erken tarihi, 1978 olarak vermişti.
Ünlü fizikçi Lord Rutterfor, atom enerjisinden yararlanabileceğimizi söyleyen kişilerle alay etmişti.
Galile, Dünya’nın Güneş çevresinde döndügünü söylemesi üzerine, engizisyon mahkemesinde yargılanmıştı.

Su sözlerede bakalım:
– Radyonun geleceği yok. (Lord Kevin – İskoçyalı fizik bilgini)
– Artık yeni hiçbir sey yok. İcat edilebilecek hersey icat edildi. (C. H. Duell Amerikan patent dairesi başkanı)
– Atlar her zaman kullanılacaktır, otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir. (Henry Ford’un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği üzerine ekspertiz veren bir banka müdürü)
– Uçaklar hos oyuncaklar, ama askeri değerleri yok. (Maresal F. Foch, 1. Dünya savaşında Fransız Orduları Başko mutanı)

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Beşerin yapısında, her nedense, yeniliklere karşı bir tepki, bir tedirginlik vardır. Tüm bunlara karşın, İngiltere’de ilk Ruhsal (Psisik) Araştırma Derneği kuruldu. Daha sonra Fransa, Amerika ve dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür derneklerin kurulduğunu görmekteyiz. Bugün Rusya’da pek çok üniversitede Parapsikoloji bölümleri bulunmakta olup, bu konuda A. B. D. ‘nin daha ileride olduğu belirtilmektedir. Halen, Dünya’nin pek çok ülke sinde D. D. İ. ile ilgili araştırmalarını sürdüren ve lisansüstü eğitim sunan pek çok üniversitenin, Parapsikoloji bölümü kürsüsü bulunmaktadır.

Bu bilim yuvalarında, bilimin ortaya çıkardığı en duyarlı cihazlarla, D. D. A. deneyleri, ölçümleri yapılmakta ve bunların hangi yasalara göre ortaya çıktığı araştırılmaktadır. Bu çalışmalara parapsikoloji içinde “psikotronik” çalışmalar da denilmektedir. Bu çalışmalar entellektüel bir merak konusu değil, kendi yapımızı bilmeye, tanımaya yönelik çalışmalardır.

Jacques Bergier’in “Gizli Parapsikoloji Savaşi” adlı eserinde, parapsikolojinin uluslararası değerinin ve geleceğinin ne kadar parlak olacağını, gerçek ile gerçeğin arkasındaki olayların önemini kesin çizgilerle vurguladığını görüyoruz. O halde, ön yargılarımızı bir yana bırakıp, konuyu ciddiyetle araştırmalıyız. Ünlü bilimci Einstein; “Evrenin yaratıcısına olan inanç, bilimsel araştırmaların en asil, en itici gücüdür. ” demiştir.

Beşeriyet tarihinin en uzak çağlarından bu yana, bireyde bugün “olağan dışı” olarak kabul etmek durumuna düştüğümüz bir takım yeteneklerin var olduğunu gösteren kanıtlar mevcuttur. Büyük bir potansiyel oluşturan bu yeteneklerin, bu güçlerin harekete geçirilmesi, tüm düşünce yapımızda bir devrim gerektirecektir. Fakat sonunda da, insan varlığına yepyeni ufuklar açılabilecektir. Bilim adamlarının günümüzde olağanüstü diye nitelendirdikleri söz konusu yeteneklere gösterdikleri büyük ilgi, bunun kanıtıdır (Akupunktur, Bioenerji, şifacılık v. b. gibi).

Olağandışı olayların bilimsel araştırması, A. B. D. ‘li bilimci Joseph B. Rhine’la başladı denilebilir. 1920’li yıllarda konuya merak saran Rhine, ömrünün büyük bölümünü, yetenekli kişiler üzerinde yaptığı araştırmalara verdi. Böylelikle, yeni bir bilim dalı olan Parapsikoloji kurulmus oldu. A. B. D. Bilimler Akademisini Parapsikoloji’yi tanımasıyla, bu yeni bilim dalı hak ettiği yeri almış oldu. Bu şekilde, Rhine’i eleştiren bilim adamları da, daha sonra yanılmış oldukları açıkladılar.

New York’lu bir bilim adamı olan Hans Halzer, “Bilim sadece, taninmis, güvenilir araçlarla bilginin toplanmasıdır. ” diyor. Bununla beraber, araçlar zamanla değişebilir. Geçmişin güvenilir aracı, zamanımızda güvenirliğini yitirmiş olabilir. Ya da gelecekte güvenirliği yitirebilecek olabilir. Bunun tersine, geçmişte kullanılmayan araç ve yöntemler bugün kullanılabilir. Yani, bilimi; yerinden oynamaz, şekli değişmez bir duvar gibi kabul ederek, bu duvara yaslanıp rahatlığı aramak, gerçeğe ters düşer.

Her şey bir değişim halinde olduğu gibi, bilimde bir değişim halindedir. Bu konuda Batı ve Doğu’nun bakış açılarını dile getirmek gerekirse; Batı dış dünyayı, Doğu ise insanın iç dünyası incelemiştir. Kısaca, Batı analizci, Doğu sentezci olmuştur. Batı, olayları ufak parçalara ayırarak incelemeyi ilke edinmiştir. Örneğin: İnsan bedeninde belli bir miktar su, hidrojen, oksijen, karbon ve başka elementler bulunduğunu saptamıştır. Bu ilginç görünebilir ancak bu maddeleri bir araya yığmakla insan elde edilemez. Önemli olan, bu maddeler arasındaki ilişki, bağlantı ve örgütlenmedir. Önemli olan, bu parçalardan çok, bunların nasıl olup da bu bütünlüğü oluşturduğudur.

İste Doğu bunu incelemiş, yani bütünleşmeyi ele almıştır. Özetle söyle söylenebilir: Parapsikoloji alanına giren tüm olayların psikolojik değil, psişik olduğu bir gerçektir. Yani bunlar, beden dışı, ruhsal bir güce, yeteneğe dayanmaktadır. Kaynak Cavit Utku / parapsikolojidernegi.org

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir