Kategoriler
Metafizik

Reenkarnasyon

Reenkarnasyon – Yeniden Doğuş – Nedir?

Tekrar doğuş, özellikle günümüzde, çok ilginç bir konuma gelmiştir. Buna inananların sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Öyleyse ilk önce Tekrardoğuş nedir?, Tekrardoğuşa inanmalı mıyız? sorularının yanıtlarını bulmaya çalışalım.

Tekrar doğuş bir tekrar doğuş yasasıdır. Bir an bu yasayı kabul etmediğimizi düşünelim ve hep birlikte şöyle bir yaklaşımda bulunalım; Bireylerin dünyaya farklı yörelerde, farklı olabilirliklerle doğuşunu herhalde siz de incelemişsinizdir. Bir bakıyorsunuz bir kişi fevkalade bir yuvada, iyi olabilirlikleri olan bir anne babadan dün yaya geliyor. Ama bir bakıyorsunuz, evinden kilometrelerce uzaktaki okula gitmeye çabalayan, hatta üzerinde kış için kendisini koruyacak giysisi bulunmayan çocuklar da var. O zaman bu farklılık neden, Yaradan haksızlık mı yapıyor? İşte tekrar doğuş yasasının can alıcı noktası budur. Eğer reenkarnasyona inanmazsak, Tanrı adaletsizlik yapıyor. gibi yanlış bir görüşe sahip olabiliriz.

Bazı düşünce sahipleri, zor koşullar altında yaşayan insanların diğerlerine örnek teşkil ettiklerini ve bu amaçla yaratıldıklarını söylemektedirler. Biz buna da katılıyoruz. Ama neden bir başkası değil de onlar? Demekki, bireylerin doğdukları yöreler ve oradaki koşullar, onların gereksinimi gereğidir. İnsanlar isteklerine göre eyleme geçerler. Ama bu işi organize edenler isteklere değil, ihtiyaçlara göre verirler. O halde, karda kışta yürüyen o çocukların, zor koşullar altında yaşayan ailelerin gereksinimleri bunlar olduğu için, bu ortamda dünyaya gelirler. Çünkü dünya okulunun kendine göre bir öğrenimi vardır. Bunu öyle bir kere de tamamlamak kolay değildir. Onun için her şeyi öğrenmek zorundayız. Bugün zenginliği, yarın fakirliği yaşayabiliriz. Bugün çok güçlü, sportmen bir bedene sahip olurken, bir başka zamanda çok ağır koşullar ve eksik (malül) bir bedenle de doğabiliriz. Tüm bunlar bizim gereksinimlerimiz gereğidir. Bu nedenle dünyaya tekrar tekrar enkarne olmak, yani doğmak zorundayız ki, eksikliklerimizi tamamlayabilelim.

Her gezegenin kendine özgü bir eğitim sistemi vardır ve dünyamızınki de budur. Dünyaya her doğuş ve dünyayı terk ediş sonucunda varlık bir sınav vermek zorundadır. Bu sınavları hepimiz yaşar ama unuturuz. Çünkü dünyayı terk ettikten sonra, şuurumuzda bir genişleme olur ve orada yaptıklarımızın sonuçlarıyla yüz yüze geliriz. Vicdani bir muhasebeyle kendimize göre bir değerlendirme yapar ve tekrar hak ettiğimizde, dünya planetine enkarne oluruz.

Geçmiş Yaşamı hatırlamamak

Geçmiş yaşamı anımsayamayız, çünkü onu kaldıracak bilgi kapasitesine henüz sahip değiliz. Şimdi siz bir ailede doğduğunuzu ve o ailenin kızı olduğunuzu düşünün. Diyelim ki, daha öncede o ailenin oğlu olarak dünyaya geldiniz ve kardeşinizle hiç geçinemiyordunuz. Kardeşiniz size her türlü kötülükler yaptı ve hakkınız olan mirası da vermedi. Eğer bunları hatırlarsanız kardeşinizle durumunuz ne olur? Buna dayanabilir misiniz? Bu kez sizde ona aynı şeyi yapıp intikam alacaksınız. Çünkü insanın yapısında bu da vardır. Ama kimi yörelerde (özellikle Adana ve Antakya’da) geçmiş yaşamlarını hatırlayan kişiler tespit edilmiştir. Bu olaylar, tekrardoğuşa bizlerin inanabilmeleri için ortaya çıkımıştır. Yine de inanmak istemeyenler birçok nedenler bulabilirler.

Tüm bilgiler bizim ruhsal yapımızda, yani Akaşa dediğimiz bilgisayarımızda depolanır. Keder ya da mutluluk verici bir olayı ve onun sonucunu yaşadığımızı düşünelim. Bunun bilgisi bilgisayar dediğimiz o depoya kaydedilir. Bunlar öylesine derin yaşanmış bilgilerdir ki, dünyada öldürülerek büyük bir şok yaşamış kişi, bu şokun etkisini, alacağı yeni bedene de yansıtabilir. O belirtiler, o izler yeni bedene işlenmiştir sanki.

Karmik kader nedir?

Herkesin Karma denilen Karmik bir kaderi vardır. Bir önceki ya da şimdiki yaşamımızda yaptıklarımızın sonuçlarıyla bir gün mutlaka karşılaşırız. Başka bir deyişle ektiğimizi biçeriz. Eğer bu yaşamda bu olmuyorsa, hiç şüpheniz olmasın ki, bir sonraki yaşamda varlık bununla yüz yüze gelecektir. İşte biz buna Karmik Kader diyoruz. Ruh varlığı gereksinimlerini gidermek amacıyla defalarca dünyaya enkarne olur demiştik. Bu geliş gidişler değişik ırklarda değişik cinsiyetlerde olabilir. Dinsel metinlerde de sembolik bilgiler vardır. Ama bunları çok dikkatli araştırmak ve sembolleri de çözmeye çalışmak gereklidir. O zaman pek çok ger çekle yüzyüze geldiğinizi göreceksiniz.

Ölen bir kişi öte dünya dediğimiz yere geçer ve yaptıklarını yapmadıklarını düşünmeye başlar. Artık geniş bir şuura sahip olduğu için tüm bunları rahatlıkla görebilir. Dünya gezegeninde bizi engelleyen benliklerimiz ve egolarımız vardır. Önümüzdeki bu engeller bizim kimi gerçekleri görmemize olanak vermez. O anki ruh halimiz ve bilgi düzeyimize göre karar verir ve uygularız. Şimdi, ölen bir kişi tüm pişmanlıklarını ve kusurlarını oraya götürür, dedik. Bedenin dünya yaşamında koruyucu bir zırhı vardır. Ölümle beraber bu zırh ortadan kalktığı ve doğrudan enerji bedenle yüz yüze gelindiği için insan tüm bu acıları daha yoğun hisseder. Ayrıca, dünya yaşamında yaptığı yanlışlar daha belirgin hale gelir ve acı verir. Bu nedenle eskiler her şeyi burada bitirmek isterler ve maksatlı ıstırap yaşayarak, öbür tarafa hiçbir şey bırakmamaya çalışırlar. Aslolan, hiçbir şeye bağlı olmamak ve her şeyi bırakabilmektir. Özetle dünyaya kaç kez geleceğiz, bu ne zaman bitecek? gibi sorularla yüz yüze gelebiliriz. Buna da şöyle yanıt verelim: Dünyaya tekrar gelmemek için, kişilerin; maddenin etkisinden kurtulmaları ve maddenin özünün farkında olmaları, o bilgiyi deşifre etmeleri gereklidir.

Şimdi Beyaz’ın Sesi’nden bir tebliğ aktaralım ve üzerinde biraz değerlendirme yapalım: Sevgi varsa, o sendedir. Merhametin varsa, o sendedir. İnsanı insan olarak görüyorsan, onu görüyorsun. Rüzgarı hissediyorsan, onu biliyorsun. Güneş için sevinebiliyorsan, onunlasın. Ay’ı arıyorsan, onu arıyorsun. Suyu kana kana içiyorsan, onun tümüyle kendinde olduğunu bilmelisin. En önemlisi şu ki; ayağınızın altında olan toprağın ondan gelen zerrelerin zerresi olan bir güç olduğunu idrak ediyorsan, onu tümüyle anlayarak sesine bağlandığını ve gündüz hayatında, gece hayatında o sesle kuşatıldığını idrak etmişsen, işte bu tekamülün sonu olduğunu ve artık bu model insan için her bastığı yere, her baktığı yere, her dokunduğu yere neler verdiğini, ne güçler bıraktığını bilseydiniz ve idrak etseydiniz, bir an önce o insan şeklini oluşturmanız için ne kadar geç kaldığınızın ve kalındığının pişmanlığının güneşi dahi karartmaya yeterli olduğunu bilir miydiniz?

İşte bunların özünde, İnsan-ı Kamil denilen yapının oluşturulması vardır. Eğer buna geç kalmışsanız, bu pişmanlığın güneşi bile karartmaya yeterli olduğunu bilir miydiniz? diyor. Bakın, bu gerçekten büyük bir sözdür. Çünkü gerçek kıyamet, insanın aynasının kendi yüzüne tutulduğu andır. Biz, buna içsel kıyamet diyoruz. Ama bu küçük kıyameti, şuursal değişimi eğer siz kendinizde yaşıyorsanız, o zaman fiziki kıyamet sizin için bir şey ifade etmez.

Cinsel Tercih Farklılığı

Bu tercih, önceki yaşamla ve gereksinimlerle ilgilidir. Bir kimse dünyayı terk ettiğinde, küresel dediğimiz bir bakışla kendisine yaklaşır ve gereksinimlerini doğru olarak saptar. Aşağıda istekler çoktur, ama Yukarıda sadece gereksinimler vardır. Kadın ya da erkek olmayı seçmek sadece gereksinimlerle ilgilidir. Ayrıca ruhta cinsiyet aramak da hatalı bir yaklaşımdır.

RUH, istediği zaman, istediği ortamda, gereksinimlerine ve tekamülüne uygun olarak bir beden seçerek enkarne olan, deneyler yapan kudretli bir varlıktır ve yüksek bir enerji potansiyeline sahiptir. Yaradanın enerjisi hepimizde mevcuttur. Onun için herkes Tanrı arayışı içindedir. Kimse Tanrı’yı görmemiştir, ama herkeste -ateistler hariç- bir Allah inancı vardır. Neden? İman, bilinmeyene inanmak demektir. Ama eğer bilinmeyenler birer birer bilinir hale gelirse, iman perdesi aralanır ve gerçek bilgiyle yüz yüze gelinir.

Eğer doğum olayını incelersek hayretler içinde kalırız. Yalnız tüm bunlar düşünebileceğimizden çok daha küçük bir zerrede oluşturulan şeylerdir. Bir buğday tanesinin oluşumunu bile Yukarı’dan organize ederler. Burada evrensel bir bilgi vardır; o da şudur: Bir varlığın tezahür edişi zaten önceden hazırlanmıştır. Ona vasıtalık edecekler bir araya gelerek olayı gerçekleştirirler. Ama hakediş, yani doğması ve dünyada tekamül etmesi gereken varlık önemlidir. İşte orada, onun bir saatini bırakın, bir dakika sında bile bir hazırlık olmuştur. Doğacak ve doğuracak olanın programı bellidir.

Şimdi bir öykü aktaracağım ve yorumunu size bırakıyorum:
Bir sahilde iki kişi yürüyor. Üzerlerin de hiçbir giysi yok. Çok güzel bir hava. Üstlerinde de iki tane kuş uçuyor. Günlerce, aylarca yürüyorlar, konuşuyorlar. Erkek şöyle diyor: Ben iyi bir baba olacağım. Herkes benden memnun olacak. Yani dünyada iyi insan dedikleri kişi olacağım. Kadın da diyor ki: Ben maalesef pek iyi bir kadın olamayacağım, ama çocuğuma çok büyük bir sevgi göstereceğim, o varlığı çok iyi yetiştireceğim. Bir şehrin kapısına geliyorlar. Sen buradan. diyor, Ben de öteki taraftan, gene burada buluşalım. Ve dünyaya iniyorlar.

“Nefsi tanımak demek, nefsaniyetin ne olduğunu bilmek değil, özbenliğiniz hakkındaki bilgiye kavuşmaktır. Bu duruma göre şöyle söyle yebiliriz: Bir varlığın, kendi hikmet-i vücudu ve kendi sebebi hakkında, kendi bütünlüğü hakkında bir bilgiye, bir esasa ulaşabilmesi için, zaaflarını bertaraf etmesi gereklidir. Çünkü bu zaaflar, kat kat bohçalar içerisine sarılmış, bir elmas gibidir. Her bir bohçanız, sizi elmastan biraz daha uzak1aştırır. Olgun ve kusursuz insan, en son bohçanın açılmasından sonra ortaya çıkan elmas kadar parlak ve değerlidir.

Kaynak Cavit Utku / parapsikolojidernegi. org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir